Akşemsettin Fatih’e öyle bir yazdı ki
1.6.2009
Geçtiğimiz günlerde İstanbul'un fethinin yıldönümünü kutladık. o sıralarda haber7'de Prof. Osman Özsoy'un "Akşemsettin Fatih'e öyle bir yazdı ki" başlıklı yazısını okuyunca bu güzel toprakların hangi manevi ruhla kazanıldığını ve günümüz gençliğinin bu durumdan ne kadar bîhaber olduğunu bir kez daha anladım. O yazının bir kısmını özellikle Fatih'in fetihten ümidini kaybettiği sırada Akşemsettin'in dünyanın geleceğini değiştirdiği mektubu yayınlamak istiyorum. İşte o güzel yazıdan satırlar:
Bugün 1 Haziran...
.
Bundan tam 556 yıl önce bugün Ayasofya’da hutbe okumak için minbere doğru yürüyen zat, sadece 39 gün önce çok kritik bir eşikte yazdığı bir sayfalık mektupla hem Fatih Sultan Mehmet’in, hem de tarihin kaderine yön verdi.
O tarihi mektuba ve muhtevasına geçmeden önce bir noktanın altını çizelim.
.
Tarihi olaylara asla dün yaşanmış bitmiş hadiseler olarak bakmamalıyız.
.
Dünle bugün arasında tek fark, dün yaşayanların dünya sahnesindeki rolünün sona erdiği, bugün yaşayanların şimdilerde sahne aldığı gerçeğidir. Oyuncular farklı ama, ana tema ve genel senaryo hep aynı...
Aslında her birimiz tarihin birer oyuncusuyuz... Kimimiz kral, kimimiz figüran, kimimiz orta evsafta fert olarak tamamlayıp gidiyoruz hayatı....
.
....
.
İstanbul’un fethi sırasında işlerin aksi istikamette geliştiği ve Fatih’in oldukça zor bir durumda kaldığı bir anda Akşemsettin’in kendisine gönderdiği mektup hepimize, her partiye, ‘ülkemizin geleceğe yolculuğunda ben acaba hangi noktada duruyorum’ diyen herkese ders olmalıdır.
....
O kritik günde...
.
2 Nisan 1453’te başlayan kuşatmanın 18. günü...
.
Kuşatma altındaki Bizans’a yiyecek ve yardım getiren 3 Ceneviz ve 1 Bizans nakliye gemisi Zeytinburnu açıklarında Osmanlı donanmasını atlatarak Haliç’e geçmeye muvaffak olur. İşte Fatih’e ait atını denize sürerken tasvir edilen o müthiş tablo o an cereyan eder. Öfkelenen Fatih, atını denize sürer.
Bu başarısızlık Osmanlı ordusunun moralini sıfırlar. Bizans ümitlenir. Üstelik Avrupa’dan gelecek Haçlı yardımları konusunda da ümitlerini ve dayanma güçlerini artırır. Osmanlı devlet erkanının büyük bölümü zaten kuşatmanın kaldırılmasından yanadır. İstanbul fethedilirse Fatih’in artacak itibarı yanında kendilerinin etkisizleşeceği endişesi yaşayan üst düzey devlet erkanının sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu olay üzerine sesleri daha da gür çıkar. Orduyu da yanlarına çekmek üzeredirler. Homurdanmalar iyice artar. Bu olayın hemen ardından aynı gün içinde Akşemsettin’in mektubu ulaşır Fatih’e... Mektup oldukça serttir ama son cümlesi “Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir” diye biter.
.
İşte o mektup...
.
Acaba bugün kim kime karşılık geliyor diye dikkatle okumanızı önereceğim mektubun aslı Topkapı Sarayı Arşivi’nde muhafaza edilmektedir. Gemilerin Bizans’a ulaşmasına mani olunamamasını hatırlatarak başlayan mektubun günümüz Türkçesi ile metni aynen şöyledir:
.
“...Bu hadise, gemi ehlinden oldu. Kalbime büyük bir kırıklık ve üzüntü getirdi. Bir fırsat görünüyordu. Fakat bu hadise o fırsatı ortadan kaldırdı. Yeni gelişmeler oldu.
Birincisi, kafirler rahatladı, sevince boğuldu, moral buldu.
İkincisi, sizin görüşünüzün eksik, hükmünüzün ve kararlarınızın isabetsiz, sözünüzün tesirsiz olduğu görüşü kuvvet kazandı.
Üçüncüsü, dualarımızın kabul olmadığı, müjdemizin geçersiz olduğu ifade edilir oldu. Bu bakımdan bu hadise, bunun gibi pek çok mahzurlar doğurdu.
Şimdi yumuşaklık ve merhamet gerekmez. Bu hususta kusuru görülenler, fethe muhalif olanlar tespit edilip, bunlar görevden azil dahil gereken en şiddetli ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa, kaleye yeni bir hucuma kalkışıldığında, hendeklerin doldurulmasına karar verildiğinde gevşeklik gösterilecektir.
Bilirsiniz, bunlar yasaktan (zordan) anlayan Müslümandır. Allah için canını, başını ortaya koyan azdır. Meğer bir ganimet göreler, canlarını dünya için ateşe atarlar.
Şimdi sizin yapmanız gereken, bütün gücünüzle, fiilen, emirle, hükümlerinize, sözünüzle işe sarılmanız, gayret göstermenizdir.
Bu tür görevler, gerektiğinde merhameti ve yumuşaklığı az, şiddet kullanabilecek zora başvurulabilecek kimselere verilebilmelidir. Bu, hem geçmişteki uygulamalara, hem de dine uygundur.
Allah şöyle buyuruyor: “Ey şanlı Peygamber! Kafirlerle, münafıklarla sonuna kadar savaş ve onlara karşı sert ol. Yumuşak davranma. Onların varacakları yer, cehennemdir ki, orası varılacak ne kötü yerdir.”
Bir acayip hal oldu. Üzgün bir halde otururken, Sâdâtın büyüğü, Cafer-i Sadık’ın işareti üzerine Kur’an-ı Kerim üzerinde mütalaada bulunurken şu ayete rastladım: “Allah münafıklara ve kafirlere ve ebedi olarak cehennem ateşini vaad etti. O, onlara yeter. Allah onları rahmetinin sahasından uzaklaştırdı. Onlar için devamlı azap vardır.
Bu ayete göre, bu işte gayret sarf etmeyenler de, senin emrine uymayanlar da Müslüman değildir. Bunlar, münafık hükmünde olup, kafirlerle cehennemde beraber olacaklardır.
İşlerini daha sıkı tutmandan ve sert davranmadan başka çare olmadığı anlaşıldı. Sonuçta Allah’ın yardımıyla biz buradan utanan ve gücenen değil, ferahlayan mansur (yardım edilen) ve muzaffer olarak dönen oluruz. İmdi, “kul tedbiri alır, takdiri Allah’a bırakır” hükmü her zaman geçerlidir. Neticede başarı Allah’tandır. Ama elden gelen bütün gayret sarf edilmelidir. Allah Rasülü ve ashabının sünneti de budur.
Hüzünlü bir halde iken biraz Kur’an okuyup yattığımda, bir takım lütuflara ve müjdelere mazhar oldum ve teselli buldum.
Bu söylediklerim sana boş söz gibi gelmesin. Gereğini yapasın. Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir.”
.
Mektup işte böyle...
.
Demek oluyor ki, İstanbul’un fethini muştulayan hadisle cennetle müjdelenen ordu içinde olsalar bile, kendi kişisel çıkarları için hareket ettiği için cehenneme yakın duran insanlar var... Demek oluyor ki, millet için en kritik anlarda bile, kendi menfaatlerini ülkenin önünde tutan gruplar ve yapılanmalar olabiliyor. Şimdilerde bunların karşılığı her ne ise siz ona yorabilirsiniz. Yani hayırlı bir camianın ve projenin içinde olmak paket programda değerlendirilmek için yetmiyor. Bu sırada senin asıl niyetin ne idi sorusu da anlam kazanıyor.
.
Gemilerin geçişine engel olunamamasının oluşturduğu kritik eşikte Akşemsettin’in mektubunu alan ve yüreğindeki fetih arzusu yeniden alevlenen Fatih Sultan Mehmet işte o an gemilerin karadan yürütülmesi talimatını verdi ve ertesi akşam (21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece) bu muhteşem olay gerçekleşti.
.
29 Mayıs Salı günü İstanbul’a giren ve doğruca Ayasofya’ya giden Fatih, cuma gününe (1 Haziran’a) kadar mabedin namaz için hazırlanmasını emretti ve ilk hutbeyi de fethin gizli mimarı Akşemsettin’in okumasını rica etti.
Sözün kısası tarih sadece dünden ibaret değildir. Yaşadığımız an da bir gün tarih olacaktır. Ona göre yaşamak ve hayırlı iz bırakmak lazımdır.
.
Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber7
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ardından Ağlamak
9.4.2009
Bir ölüm insanları bu kadar mı derinden etkiler? Bir ölüm insana bu kadar mı yakışır? Meleklerin kefenlediği güzel insan; Ölümünün ardından bu kadar yaşlı gözler bırakacağın aklına gelir miydi hiç? Ve o akıtılan gözyaşlarının kaynağının Allah aşkı olduğunu ve buna vesile olabileceğini düşünebilir miydin? Hayattayken çektiğin sıkıntılara sabredip ümit var olan sen öyle hüzünlendirdin ki bizleri. Seni her görüşümüzde, o anlamlı şiirini her dinleyişimizde ve seninle ilgili yazıları her okuyuşumuzda gözlerimiz yaşla doluyor. O yaşlar akarken şehadete doğru koşan insanların ardından ağlamak nasıl oluyorsa işte öyle ağlıyoruz. Rabbimizin sevgili kullarının ardından nasıl ağlıyorsak öyle ağlıyoruz. Peygamber (s.a.v.)’e kavuştuğunu düşündüğümüz kişilerin ardından nasıl ağlıyorsak öyle ağlıyoruz. Kısacası, Allah için ağlamak nasıl oluyorsa senin ardından da öyle ağlıyoruz.
Hani Allah’ın sevgili kulları vardır da yaşarken kimse onların farkında değildir; ancak öldüklerinde ortaya çıkar ne denli Allah’a yakın oldukları. Böyle bir insanı kaybetmek ve Rabbine kavuşmasına şahit olmak ne denli hüzün ve mutluluk gözyaşları akıttıtıyorsa insana, işte senin ardından akıttığımız gözyaşları da bu duygularla akıyor. Gözyaşlarının ardından Allah aşkıyla doluyor kalbimiz ve sanki oradaki bütün kirleri temizliyor..Tıpkı kar tanelerinin senin üzerindekileri temizlediği gibi..
Rabbim de senin günahlarını temizlesin inşallah...
Çektiğin sıkıntıları günahlarına kefaret saysın inşallah...
Ve her kar tanesini bir meleğine verip seni meleklerine kefenletti inşallah...
Makamın cennet olsun inşallah...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir İkindi Vakti Ezan-ı Muhammedî
13.3.2009 -Kategori: Kalemimden
“Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli”
diyor istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy.
Şu anda ikindi vakti ve ezan-ı Muhammedi okunuyor minareden. İnsanı o kadar etkiliyor ki, bir anda kendinizi o manevi havanın içinde buluyorsunuz. Her “Allah-u Ekber” nidası Rabbimizin büyüklüğünü iliklerimize kadar nakşederken kuş cıvıltılarındaki şehadeti hissedebiliyorsunuz.
“Haydi namaza” çağrısı yavaş yavaş toparlanmanız gerektiğini ve hazırlık vaktinin geldiğini bildiriyor. Ve felaha doğru yol alıyorsunuz “hayyale’l felah” çağrısıyla birlikte. Ezan sonunda tekrarlanırken “Allah-u Ekber” lafzı “La ilahe illallah” ile sonlanıyor O’ndan başka ilahın olmadığını gösterircesine.
Artık hazırlığı tamamlayıp Efendimiz (s.a.v.)’in “Namaz mü’minin miracıdır.” hadis-i şerifine layık olmaya çalışarak miraca yükselmeye doğru gidiyorsunuz. Yavaş yavaş ilerliyorsunuz namaza doğru... Attığınız her adımdan sevap kazanma ümidiyle. Ve Rabbinizin huzurunda duruyorsunuz yine “Allah-u Ekber” diyerek...
Namaz tamamlanınca tesbihata başlıyorsunuz... Her “Subhanallah” lafzında bir meleğin yaratıldığını bilmek melekût aleminde hissettiriyor kendinizi. “Elhamdülillah” lafzıyla Allah’a şükrediyor ve yine sonunda da “Allah-u Ekber” diyerek bitiriyorsunuz...
Ezanla başlayan “Allah-u Ekber”, tesbihatla tamamlanıyor çok şükür. Zerrelere kadar nakşeden O’nun büyüklüğünü hissettiren O yüce Yaratacı’ya hamdolsun...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gülsimamız Bir Yaşında
11.3.2009 -Kategori: Kalemimden
28 Şubat 2009 tarihinde biricik kızımız Gülsimamız bir yaşını doldurdu. Teyzemler ve dayımlarla yaptığımız aylık muhabbetimizi de bizim evde yaptık. Hem kızımızın doğum günü anısına güzel bir gün geçirdik hem de göremediğimiz akrabalarımzla hasret giderdik. Ayrıca herkesin evinde yapıp getirdiği pasta börekler de çok lezzetliydi. Biz de ayrıca kızımıza güzel bir pasta yaptırıdk. Açıkçası pastanın görüntüsü herkesin çok hoşuna gittiJ Tam çocuklara göre bir pasta oldu. Bakmak isteyen kızımın bloğunu ziyaret edebilirJ Ayrıca kızım için önemli olan doğum günü ayrıntıları da orada anlatılıyor. Ayrıca güzel bir şiir de yazmış babam aileyle ilgili. Şiirin sonu minik kızımızı da kapsıyor. Şiir şöyle: MAZİYE BAKIP BUGÜNÜ YAŞAMAK İşte böyle duygu yüklü bir babam var benim. Rabbim herkese böyle bir baba nasip etsin inşallah. Minik kızımın da doğum gününü kutluyor, geleceğin ona güzel günler getirmesini diliyorum. Rabbim onu bütün kötülüklerden korusun inşallah.
Benim için önemli olan diğer bir husus da babamın yaptığı konuşmaydı. Zaten babam aylık toplantılarımızda her zaman güzel bir konu hakkında sohbet verir, sohbet sonrasında da eski mektuplardan okuyarak insanları maziye götürürdü. O gün de aynı şekilde Gülsima’nın doğumgünü anısına bir konuşma yaptı. Duygu ve düşüncelerini dile getirdi. Daha sonra da askerdeyken halamın benim adıma yazmış olduğu mektubu okudu. Çok sevindim. Hiç görmemiştim o mektbu. Aynı ben de Gülsima gibiyken halam benim ağzımdan babama mektup yazmış ve o zamanlar yaptığım şeyleri dile getirmişti. Çok mutlu oldumJ
Geçen günlerimize baktığımızda,
Ne kadar güzel günler yaşamışız,
Nişan günü alyansı taktığımızda,
Hayatın güzelliğine ilk adımı atmışız.
Sevgi çekirdeğini ekmişiz gönlümüze,
Aşk pınarından sevda suyu taşımışız,
Posta ile gönderdiğimiz o mektuplara,
Geleceğe ait güzel hayaller yazmışız.
Bahar geldiğinde yuva yapan kuşlar gibi,
Bahar günü biz de bir yuva yapmışız,
İstikbale umutla bakan gönül bahçemize,
Mutluluk ağacı dikip sevgi ile sulamışız.
Zaman tünelinden geçerken ağacımızda,
Yapraklar yeşermiş sevgi çiçekleri açmış,
Gül bahçesini andıran küçük yuvamızda,
O güzel hayallerimizle başbaşa kalmışız.
Mutluluk rüzgârları eserken her yanımızda,
Bahçemizin çiçekleri çocuklarımız olmuş,
Aldığımız her nefes, attığımız her adımda,
Çocuklarımızla gülüp, onlarla ağlamışız.
Her daim şükretmişiz yüce Yaradan'a
Verdiği nimetler karşısında aciz kalmışız.
Şimdi bir çiçek daha açmış bu yuvamızda,
Gül sîmasına bakıp ona hayran kalmışız.
Mustafa ERDOĞMUŞ
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çitli Ev Hayali
19.10.2008 -Kategori: Kalemimden
Küçüklüğümden beri hayallerimi ahşap, iki katlı, etrafı çevrili evler süslemiştir. Kalemi elime aldığım çoğu zamanlarda etrafı çitli bir ev resmi çizmek adet haline gelmiştir bende. İlkokuldayken bu evlerin arkasını bir dağ ve önünden akan bir nehirle süslerdim. Nehirin üzerinden geçen tahta köprüyü de eksik etmezdim tabiî kiJ Yıllar sonra üniversite defterlerimin arkasına bile bu evlerden çizerdim ders dinlerken. Amatörce çizilen bu evler sıcacık bir aile yuvasını anımsatır bana. Ekmeğini alın teriyle kazanan bir baba, hoşgörülü bir anne ve onlara sevgi ve saygıyla bağlı çocuklar. Belki de bu şekilde bir dua niyeti bu resimleri çizmeme sebep olmuştur kim bilirJ Böyle bir duayla yola çıktığım hayat arkadaşımın çizdiği çitli ev resimleri ise bu duanın daha da ötesine götürüyor beni. Ayrıntıları müthiş bir beceriyle çizebilen eşimin ellerine sağlık diyorumJ
Tevafuktur ki bu sene dünyaya gelen bebeğimize aldığımız oda takımının dolabının üzerinde de çitli bir ev resmi var. Zaten o takımı beğenmeme sebep olan ayrıntılardan biri de o resimdiJ Uzmanlar hayallerimizi süsleyen öğelerin resmini çizmemizi önerirler ya, ben de yıllardır fark etmeden çizmişim bu resimleri. Kim bilir gün gelir belki gerçek olur...
Şimdi de sizleri eşimin çizdiği resimlerle baş başa bırakıyorum. Bebeğimizin dolabındaki çitli resmi de araya ekliyorum:)


